İş Ortakları

İş Ortaklarımız

Birlikte ürettiğimiz, birlikte büyüdüğümüz markalar.

Hizmetler

Her aşamada uçtan uca yazılım hizmeti

Ürün stratejisinden tasarıma, yazılım geliştirmeden bulut operasyonuna kadar tek bir ekip.

Projeler

Kendi geliştirdiğimiz ürünler

Müşterilerimizden öğrendiğimiz ihtiyaçları SaaS ürünlerine dönüştürüyoruz.

Bir sonraki yazılım projenize hazır mısınız?

Ekibimizle 30 dakikalık ücretsiz bir keşif görüşmesi planlayın.

Yazılım firması seçmek fiyat karşılaştırması değildir

Yazılım firması seçmek fiyat karşılaştırması değildir

Teklifleri yan yana dizip en alttaki rakama bakmak kolaydır. Kolay olduğu için de yaygındır. Gel gelelim iki teklif arasındaki asıl fark rakamda değil, o rakamın neyi kapsadığında durur: kaynak kod kimde kalacak, bakım kaç ay sürecek, sunucuya kim erişecek, iş bittikten üç ay sonra kime telefon açılacak. Bir kurumsal yazılım alımında bu dört soru cevaplanmadan yapılan karşılaştırma, farklı iki şeyi aynı terazide tartmaya benzer. Rakam eşitse kapsam eşit değildir. Kapsam eşitse rakam nadiren eşit çıkar. Teklif verirken önce bu dördünü yazıya döküyoruz; fiyat satırı en sonda geliyor.

Aşağıda ne yaptığımızı, hangi işletmenin hangi kalemden başladığını, parça parça tedarik etmenin nerede tıkandığını ve bir işin keşiften teslime nasıl yürüdüğünü anlattık. Reklam cümlesi yok. Sahada gördüğümüzü yazdık.

Bir gözlem daha. Kurumların çoğu tek bir kalem arayarak geliyor — site, uygulama, reklam, sunucu, ağ. İkinci görüşmede ihtiyacın tek kalemden ibaret olmadığı çıkıyor ortaya. Site yenilenecek, ama veriyi besleyen sistem eski. Reklam açılacak, ama ölçüm kurulu değil. Uygulama yazılacak, ama arkadaki depolama kapasitesini kimse hesaba katmamış. Bir kurumsal yazılım şirketi ile çalışmanın gerçek karşılığı, bu bağlantıları teklif aşamasında görebilmek.

Alanya'da kurulu olmak neyi değiştiriyor

Merkezimiz Alanya. Alanya TEKMER Teknoloji Geliştirme Bölgesi bünyesinde çalışıyoruz. Bunun müşteri tarafındaki karşılığı bir yerellik hikâyesi değil. Teknoloji geliştirme bölgesinde faaliyet göstermek, işin idari ve teknik tarafında belirli bir düzeni zorunlu kılıyor: proje bazlı çalışmak, çıktıyı belgelemek, geliştirmeyi kayıt altında yürütmek. Zorunluluk alışkanlığa dönüşünce müşteri de aynı düzenden yararlanıyor — hangi işin ne zaman yapıldığı sorulduğunda cevap hafızada değil, dosyada duruyor.

Alanya ve Antalya hattında yerinde gidiyoruz. Otelin lobisine, fabrikanın idari binasına, kliniğin arka ofisine. Ağ tarafında bir iş varsa gitmek zaten şart: kablo nereden geçiyor, dolabın hali ne, modem hangi katta, kaç kat var. Bunlar telefonda sorulup cevaplanacak sorular değil. Antalya yazılım tarafındaki işlerin ağırlığı turizm, sağlık ve emlak ekseninde ilerliyor; üçünde de takvimi sezon belirliyor, bizim tercihimiz değil.

İstanbul yazılım tarafında iş başka türlü yürüyor. Kurumsal müşteride onay zinciri uzun, muhatap sayısı fazla, çoğu zaman bir iç teknik ekip zaten var. Orada bizden beklenen şey bir boşluğu kapatmak oluyor: kendi ekibinin zaman ayıramadığı bir modül, dışarıdan bakılması istenen bir güvenlik başlığı, yük altında zorlanan bir depolama katmanı. Görüşmelerin ağırlığı uzaktan yürüyor. İstanbul'da ofisimiz bulunduğu için gerektiğinde yüz yüze de oturuyoruz.

Türkiye'nin geri kalanıyla uzaktan çalışıyoruz ve bunu bir taviz gibi sunmuyoruz. İşin neredeyse tamamı ekranda ilerliyor: kod deposu, tasarım dosyası, test ortamı, görüşme kaydı. Sahaya inmeyi gerektiren tek kalem fiziksel ağ. Onun dışında hizmetin verildiği şehir yöntemi değiştirmiyor. Alanya yazılım ekibimizin çalışma biçimi mesafeye göre esnemiyor; esneyen tek şey, yüz yüze görüşmenin sıklığı.

Bölge meselesinin abartıldığı bir taraf da var, onu da söyleyelim. Bir kurumsal yazılım projesinin sonucunu şirketin hangi şehirde durduğu belirlemiyor. Belirleyen şey, işin nasıl kayda geçtiği ve kimin ne zaman cevap verdiği. Alanya'da kurulu olmak bize sezonluk işletmelerin ritmini öğretti; İstanbul tarafındaki ofis ise kurumsal onay zincirinin nasıl işlediğini. İkisi de yöntemi değiştirdi, fiyatı değil. Nerede olduğumuz bir hikâye. Nasıl çalıştığımız sözleşme konusu.

Hangi işletme nereden başlıyor

Gelen taleplerin büyük kısmı beş kalıptan birine oturuyor.

Sıfırdan dijitalleşen KOBİ — elde bir logo, bir telefon numarası ve mesajlaşma uygulamasından yürüyen sipariş akışı var. Başlangıç noktası genelde Kurumsal web sitesi tasarımı. · Sitesi olan ama karşılık alamayan işletme — ziyaret var, form gelmiyor. Burada yeni site değil, önce ölçüm ve içerik düzeni konuşuluyor. · BT kadrosu bulunmayan şirket — yazıcı, ağ, e-posta, lisans; hepsi "bilgisayardan anlayan" bir çalışanın omzunda. Dış kaynak BT desteği o yükü devralıyor. · Veri hacmi büyüyen kurum — kamera kaydı, tasarım arşivi, ölçüm dosyası derken disk doluyor; Yüksek hacimli veri depolama ayrı bir başlığa dönüşüyor. · Mevzuat baskısı altındaki sektör — misafirine internet veren otel, hasta verisi tutan klinik, kişisel veri işleyen her yapı. Burada iş tercih değil, yükümlülük.

Beşinci kalıp en acil olanı, çünkü takvimi işletme belirlemiyor. Misafirine internet veren bir tesisin kayıt tutma yükümlülüğü, o ağ açıldığı gün başlıyor. Marketten alınan bir cihazın misafir ağı ise kaydedilmesi gereken şeyi kaydetmiyor; şifre paylaşıp geçmek yükümlülüğü karşılamıyor. Denetim geldiğinde sorulan soru "internet veriyor musunuz" değil, "kaydınız nerede" oluyor. Cevap yoksa tartışılacak bir şey de kalmıyor.

İkinci kalıp ise en yanıltıcı olanı. İşletme siteyi suçluyor, oysa sorun çoğu zaman sitenin kendisinde değil. Ziyaretçi geliyor, aradığını üç saniyede bulamıyor, çıkıyor. Ya da buluyor, formu dolduruyor, form kimseye ulaşmıyor. Yeni bir tasarım bu iki durumu da çözmez. Bir kurumsal yazılım işine başlamadan önce mevcut yapının nerede kanadığını ölçmek, yeniden çizmekten hem hızlı hem ucuzdur.

Birinci kalıpta en sık düşülen tuzak ise sıralamayı tersine çevirmek. Bütçe reklama açılıyor, site yarım halde bekliyor. Tıklama geliyor, gelen kişi eksik bir sayfayla karşılaşıyor ve bir daha dönmüyor. Para gidiyor, kötü ilk izlenim kalıyor. Üçüncü kalıptaki tuzak başka: BT işini mevcut bir çalışanın omzuna yıkmak ucuz görünüyor, çünkü o kişinin maaşı zaten ödeniyor. Görünmeyen kalem, aynı çalışanın asıl işini yapamadığı saatler. Alanya yazılım tarafındaki küçük işletmelerde bu iki tuzak neredeyse her dosyada karşımıza çıkıyor.

Beş senaryonun ortak noktası: veriyi kim besliyor

Farklı gibi duran bu beş durumun altında aynı soru yatıyor. Veri nereden geliyor, kim giriyor, nereye yazılıyor, kim okuyor. Cevap netleşmeden yapılan her tasarım geçici oluyor. Otelde rezervasyon başka bir sistemde duruyor, sitede fiyat elle güncelleniyor; iki taraf üç gün içinde birbirinden ayrışıyor. Fabrikada üretim çizelgesi bir tabloda, sevkiyat başka bir tabloda; ikisini birleştiren tek şey bir çalışanın hafızası.

İhtiyaca özel yazılım tam bu noktada devreye giriyor. Hazır paket, akışı kendi kalıbına sokmanızı ister. Kendi akışınız o kalıba oturmuyorsa paketin etrafında elle yürüyen bir gölge süreç doğar ve asıl maliyet orada birikir. Mobil uygulama da benzer bir hikâye — saha ekibi kağıtla dolaşıyorsa, uygulamanın işi güzel bir arayüz sunmak değil, kağıdı ortadan kaldırmak.

Antalya yazılım tarafında turizm işletmeleriyle çalışırken bu soruyu ilk toplantıya taşıyoruz: hangi bilgi hangi sistemde doğuyor? Cevap "Excel'de" ise sorun değil, yeter ki bilinsin. Kötü olan, kimsenin bilmemesi. Veri akışını bir sayfaya çizmek yarım gün sürüyor. O yarım gün, üçüncü haftada baştan yazılacak modülü engelliyor.

Sorunun bir de yön tarafı var: bilgi tek yöne mi akıyor, iki yöne mi? Sitedeki fiyatın panelden güncellenmesi tek yönlü bir akış ve kolay. Sahadaki teknisyenin doldurduğu formun stoktan düşmesi ise iki yönlü; zor olan da bu. İki yönlü akışta çakışma ihtimali doğuyor — aynı kaydı iki kişi aynı anda değiştirdiğinde hangisi kazanacak? Bir kurumsal yazılım tasarımında bu sorunun cevabı kod yazılmadan verilir. Sonradan verilmeye kalkıldığında verinin bir kısmı çoktan kaybolmuş olur.

Parça parça tedarik mi, tek elden teslim mi

İki yol da yürüyor. Farkları maliyette değil, sorumluluğun nerede durduğunda.

Parça parça ilerlemenin avantajı açık: her kalem için ayrı fiyat alırsınız, beğenmediğinizde o kalemi değiştirirsiniz, kimseye bağlanmazsınız. Küçük ölçekte gayet mantıklı. Site bir yerden, reklam başka yerden, sunucu üçüncü yerden alınır ve işler. Ta ki kalemler birbirine değene kadar. Değdiği an, aradaki boşluğu dolduracak kişi ortada olmaz.

Tek elden teslimin avantajı ise şu: arada boşluk kalmaz, çünkü boşluk da birinin sorumluluğundadır. Bir kurumsal yazılım şirketi hem siteyi hem ölçümü hem sunucuyu kuruyorsa, form gelmediğinde kimin bakacağı tartışılmaz. Dezavantajı da var, saklamayalım: tedarikçi tek olduğunda pazarlık gücünüz azalır. Bunu kaynak kodu ve erişimleri müşteride tutarak dengeliyoruz. Bağımlılık teknik değil, ticari bir tercih olsun istiyoruz.

Pratikte çoğu kurum ortada bir yerde duruyor. Muhasebe programı zaten var ve değişmeyecek. Ağ donanımı geçen yıl alınmış. Reklam hesabı bir ajansta. Bizim işimiz her şeyi devralmak değil, hangi parçanın kimde kalacağını netleştirmek. İstanbul yazılım tarafında yürüttüğümüz işlerin büyük kısmı böyle karma yürüyor ve sorun çıkarmıyor — çünkü sınır ilk gün çiziliyor.

Karar verirken bakılacak tek ölçüt şu: bir şey bozulduğunda kimi arayacaksınız? Cevapta birden fazla isim varsa, o isimler birbirini gösterecek demektir. Üç tedarikçili bir yapıda arızanın sahibini bulmak, arızayı çözmekten uzun sürüyor. Tek tedarikçili yapıda sahip belli ama alternatif yok. İkisinin ortası mümkün: sorumluluk tek elde, erişim müşteride. Bir kurumsal yazılım şirketi seçerken sorulacak asıl soru "her şeyi siz mi yapıyorsunuz" değil, "sorun çıktığında kim bakacak" olmalı. İlkinin cevabı reklam metnidir. İkincisininki sözleşme.

Kopma nerede oluyor: site bir yerde, reklam başka yerde

En sık gördüğümüz kopma noktası ölçüm. Siteyi bir ajans yapmış, reklamı başka bir ajans yönetiyor, sunucu üçüncü bir firmada. Reklam ajansı dönüşüm etiketini istiyor, site ajansı "kod eklemek risk" diyor, sunucu firması ikisiyle de konuşmuyor. Üç ay geçiyor. Bütçe akıyor, veri birikmiyor. Sonunda birileri "reklam işe yaramadı" diyor ve dosya kapanıyor. Oysa hiç ölçülmemiş bir şey hakkında verilmiş bir hüküm bu.

İkinci kopma noktası hız. Site hafif çıkmış, sonra pazarlama tarafı beş ayrı takip kodu eklemiş, sayfa ağırlaşmış. Kimse tek tek hangisinin ne yaptığını bilmiyor. Üçüncüsü güvenlik: sunucuya erişimi olan üç firma var, hiçbiri diğerinin ne değiştirdiğini görmüyor. Bir gün bir şey bozuluyor ve kimse "ben dokunmadım" demekten öteye gidemiyor. Bunlar teknik problem gibi görünüyor. Değil. Sahiplik problemi.

Reklam tarafını kendimiz yürüttüğümüzde Google reklam yönetimi ile ölçüm katmanı aynı elden kuruluyor; hangi anahtar kelimenin hangi formu getirdiği ilk haftadan görünür oluyor. Yürütmeyen taraf bizsek de sorun değil — etiket düzenini kurup ajansa teslim ediyoruz. Bir kurumsal yazılım altyapısının ölçülebilir olması, o ölçümü kimin okuduğundan bağımsız bir gereklilik.

Üçüncü bir kopma daha var, geç fark ediliyor: içerik. Site yayında, ürünler eklenmiş, sonra kimse dokunmuyor. Alanya yazılım tarafında bir yıl sonra devraldığımız projelerde en sık rastladığımız durum bu. Teknik taraf sağlam, içerik donmuş. Arama motoru donmuş sayfaya tekrar uğramıyor, uğrayan ziyaretçi de eski fiyatı görüyor. Düzeltmesi kolay. Fark edilmesi zor.

Kopmaların ortak sebebi teknik yetersizlik değil, kimsenin aynı masaya oturmaması. Üç tedarikçi de kendi işini biliyor. Aralarındaki hattı kimse sahiplenmiyor. Bunu kapatmak için pahalı bir araca gerek yok; ayda bir kısa görüşme ve erişim listesinin yazılı olması çoğu durumda yetiyor. Antalya yazılım tarafında birden fazla tedarikçiyle çalışan tesislerde bu görüşmeyi biz topluyoruz, işin bizde olmadığı kalemler için bile. Sebebi iyi niyet değil: bozulan hat sonunda bize de iş olarak dönüyor.

Altı durak: keşif, kapsam, teklif, uygulama, yayın, bakım

Keşif bir satış toplantısı değil. Ne sattığınızı, kime sattığınızı, hangi işin kaç kişiyle yürüdüğünü ve elinizde hangi sistemin bulunduğunu dinliyoruz. Teknik soru bu görüşmede az geçiyor. Ticari soru çok geçiyor. Sebebi basit: yanlış anlaşılan bir iş modeli, doğru yazılmış bir koddan daha pahalıya patlıyor.

Kapsam ikinci durak ve en kritik olanı. Ne yapılacağını değil, ne yapılmayacağını da yazıyoruz. "Şu an kapsam dışı" satırı, ileride çıkacak tartışmanın yarısını baştan kapatıyor. Kapsam belgesi onaylanmadan teklif çıkmıyor. Teklif ise üçüncü durak ve tek sayfalık bir rakam listesi değil — hangi kalemin neye karşılık geldiği yanında yazıyor.

Uygulama dördüncü durak. Burada iterasyon var: her aşamada çalışan bir çıktı görüyorsunuz, sunum değil. Yayın beşinci durak ve tek günlük bir iş değil; alan adı yönlendirmesi, sertifika, eski adreslerin yenilerine bağlanması, arama motoru araçlarına kayıt, ilk tarama isteği. SEO hizmeti tarafındaki sürekli çalışma bundan sonra başlıyor. Antalya yazılım tarafında sezon başına yetişmesi gereken işlerde bu beş durağı sıkıştırıyoruz ama atlamıyoruz.

Altıncı durak bakım. Teklifte en az yazılan, sonradan en çok konuşulan kalem. Kapsamı yazılı değilse her talep pazarlık konusu haline geliyor ve ilişki yıpranıyor. Biz bakımın neyi içerdiğini kapsam belgesinde tek tek sayıyoruz: içerik güncellemesi, sürüm yükseltmesi, teknik arıza, izleme. İçermediğini de sayıyoruz. Bir kurumsal yazılım ilişkisinde en pahalı belirsizlik, bakımın sınırının bilinmemesi.

Altı durak her işte aynı sırada işliyor ama uzunlukları eşit değil. Tanıtım sitesinde keşif yarım gün, uygulama birkaç gün sürüyor. İhtiyaca özel bir uygulamada keşif haftalara yayılabiliyor, çünkü çıkarılacak iş akışı kurumun kendi kafasında bile net değil. Mobil tarafta bir de mağaza takvimi giriyor devreye ve o takvim bize ait değil. Bir kurumsal yazılım projesinde gerçekçi olmayan tek varsayım, bütün işlerin aynı süreye sığacağıdır.

Teslimden sonraki üçüncü ay

İlk ay herkes ilgilidir. Üçüncü ay gerçeği söyler. O ay içerik güncelleniyor mu, yedek gerçekten alınıyor mu, panele giren biri var mı, reklam raporunu okuyan kim? Sistemin sahibi belliyse üçüncü ay sakin geçer. Belli değilse sessizlik başlar ve sessizlik iyi bir işaret değildir.

Yedek tarafı burada ayrı bir yer tutuyor. Şifreli yedek almak yeterli değil; asıl soru, geri dönüşün en son ne zaman denendiği. Denenmemiş bir yedek, bir dosyadır. Yedek sayılmaz. S3 uyumlu nesne depolamaya taşınan medya arşivleri ve düzenli geri yükleme tatbikatı, üçüncü ayda gözden kaçmayan iki başlık oluyor. Siber güvenlik denetimi de aynı dönemde anlamlı — sistem yükünü görmüş, gerçek trafiğe çıkmış olur.

Bir kurumsal yazılım şirketi için teslim, ilişkinin başlangıcı sayılıyor. İstanbul yazılım tarafındaki kurumsal müşterilerimizde bu ritim aylık kısa bir görüşmeye oturdu: ne değişti, ne bozuldu, önümüzdeki ay ne gerekiyor. Yarım saat sürüyor. O yarım saat, çeyrek sonunda biriken acil taleplerin çoğunu ortadan kaldırıyor.

İzleme de kendini üçüncü ayda gösteriyor. Sunucu ayakta mı, sertifika ne zaman doluyor, disk ne kadar dolmuş, hata kaydı birikiyor mu? Bunları soran otomatik bir yapı yoksa cevabı ilk öğrenen kişi genelde müşteri oluyor — hem de sistem kapandıktan sonra. Uyarı kurmak yarım günlük iş. Kurmamak, bir geceyi kapalı geçirmek. Alanya yazılım tarafında sezon içinde çalışan tesislerde o yarım gün, ağustos gecelerini kurtaran kalem oluyor. İstanbul yazılım tarafındaki kurumsal denetimlerde en sık istenen belge de tam olarak bu: kim, neyi, hangi sıklıkta izliyor?

Fiyat neyi anlatır, neyi anlatmaz

Rakamın kendisi bir şey söylemez. Söyleyen şey, rakamın arkasındaki varsayımlardır. İçeriği kim hazırlıyor? Kaç dil var? Dış bir sisteme bağlanılacak mı? Kullanıcı girişi olacak mı? Verinin hacmi ne? Kaç kişi yönetecek? Her biri ayrı bir test yüzeyi demek ve her test yüzeyi ayrı bir gün demek.

Ucuz teklifin genelde iki kaynağı oluyor. Ya kapsam dar tutulmuş, ya bakım hiç yok. İkisi de kendi başına kötü değil — dar kapsamlı bir iş de bir ihtiyacı karşılayabilir. Kötü olan, bunun teklifte görünmemesi. Pahalı teklifin de iki kaynağı var: gerçekten geniş kapsam ya da fiyatlanmış belirsizlik. Sorulacak tek soru şu — bu rakamın içinde hangi riskin karşılığı duruyor?

Bizim tarafta kapsam sabitse fiyat da sabit kalıyor. Kapsam büyürse yeniden konuşuyoruz ve bunu iş ortasında değil, talebin geldiği gün yapıyoruz. Alanya yazılım ekibimizin en çok tekrar ettiği cümle muhtemelen budur: "Bu kapsam dışı, ama şu kadara eklenebilir." Kimse teklifi okurken keyif almaz. Ortasında sürprizle karşılaşmak ise çok daha can sıkıcı.

Bir de kıyaslanamayan kalem var: sonrası. İki teklif aynı işi aynı rakama yapıyor olabilir; biri teslimden sonra ortadan kaybolur. Bunu metinden anlamak zor. Anlamanın yolu referans istemek değil, süreç sormak — bakım kapsamı yazılı mı, kim cevap veriyor, ne kadar sürede dönüyor, tatilde kim bakıyor? Bir kurumsal yazılım alımında en pahalı hata, ucuz olanı seçmek değil, sahipsiz kalanı seçmektir. Fark üç ay sonra çıkar.

Sıkça sorulan sorular

Tek bir hizmet almak istiyorum, paket almak zorunda mıyım?
Hayır. Yalnız site, yalnız reklam, yalnız BT desteği ya da yalnız depolama alan müşterilerimiz var ve bu tamamen normal. Paket dayatmıyoruz. Yaptığımız tek şey, aldığınız kalemin komşu kalemlerle nerede kesiştiğini söylemek. Reklam alıyorsanız ölçümün kurulu olması gerektiğini söyleriz; kurulu değilse kurarız ya da mevcut ajansınıza tarif ederiz. Karar sizde kalır.
Alanya dışındayım, uzaktan yürür mü?
Yürüyor. Hizmet bölgemiz Alanya, Antalya ve İstanbul olarak tanımlı, Türkiye genelinde uzaktan çalışıyoruz. Yazılım, tasarım, ölçüm ve sunucu tarafındaki işlerin tamamı uzaktan yürüyor. Yerinde bulunmayı gerektiren tek başlık fiziksel ağ kurulumu: kablolama, dolap düzeni, cihaz montajı. Bu tür bir iş varsa gidiş planını baştan konuşuyoruz, sonradan sürpriz kalem çıkarmıyoruz.
Kaynak kod kime ait oluyor?
Size. Kod deposu, sunucu erişimi, alan adı kaydı ve analitik hesapları müşteri adına duruyor. Bunu bir ayrıcalık gibi sunmuyoruz, olması gereken bu. Bir kurumsal yazılım yatırımının gerçekten size ait olduğunun tek kanıtı, başka bir ekibin onu sorunsuz devralabilmesidir. Devraldığımız projelerde en çok vakit alan iş genelde geliştirme değil, eski hesapların şifresini bulmak oluyor.
Bir işin fiyatını ne belirliyor?
Kapsam, entegrasyon sayısı ve karar mekanizması. İlk ikisi tahmin edilebilir. Üçüncüsü şaşırtıcı olabiliyor: onayın kaç elden geçtiği, geliştirmenin kendisinden daha fazla gün yiyebiliyor. Tek muhataplı işlerde bir tur birkaç saatte kapanıyor; imza zincirinin uzadığı kurumlarda aynı tur haftaya sarkıyor. Bekleme süresi de bir maliyet kalemi ve bir kurumsal yazılım teklifinde hiçbir zaman ayrı satır olarak yazmaz. Keşif görüşmesinde son sözü kimin söyleyeceğini bu yüzden açıkça soruyoruz.
Mevcut sistemimiz var, sıfırdan mı başlıyoruz?
Genelde hayır. Çalışan bir yapıyı çöpe atmak nadiren doğru cevap. Önce mevcut sistemin nerede yeterli, nerede tıkandığını çıkarıyoruz. Bazen tek bir modül yazmak, bazen iki sistemi birbirine bağlamak yetiyor. Sıfırdan yazmayı ancak mevcut yapının bakımı yeni yazmaktan pahalıya geldiğinde öneriyoruz ve bu değerlendirmeyi rakamla gösteriyoruz. Mevcut sistemin üstüne kurulan ince bir katman, çoğu kurumda hem daha kısa hem daha az riskli bir yol oluyor. Antalya yazılım tarafındaki otel ve klinik projelerinde en sık seçtiğimiz yol da bu.
İlk görüşmeye neyle gelmeliyim?
Hazırlık şart değil. Faydalı olan üç şey var: hangi işin sizi en çok yorduğu, elinizde hangi sistemlerin bulunduğu ve kararı kimin vereceği. Teknik terim bilmeniz gerekmiyor; onu çevirmek bizim işimiz. Görüşmenin sonunda ne yapılacağını, neyin kapsam dışı kalacağını ve kaba bir takvimi yazılı olarak alıyorsunuz. Teklif o belgeden sonra geliyor.